Adalet, Zaman ve Yaşama Direnci Temaları 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde Buluşuyor

Beyoğlu Postası

Bu yıl 15’incisi düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 27 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle düzenlenen festival, Altın Terazi Uzun ve Kısa Metraj Yarışmalarının yanı sıra, Adalet Terazisi, Zamanın İzleri ve Yeryüzü Hepimizin başlıklı özel bölümleriyle adalet, zaman ve insan direncini merkezine alan filmleri bir araya getiriyor. Cannes, Berlin, Venedik, Locarno, Sundance, Rotterdam ve Tribeca gibi saygın festivallerde gösterilen yapımlar, İstanbul’un her iki yakasında sinemaseverlerle buluşacak.


Adalet Terazisi: Vicdanın Sınırlarını Sorgulayan Filmler

Festivalin yarışma dışı ana bölümü olan Adalet Terazisi, adalet arayışını farklı coğrafyalarda, farklı yaşamlar üzerinden anlatan dört güçlü filmi ağırlıyor.

Slovakya’nın Oscar adayı “Baba (Father)”, Tereza Nvotová imzasıyla, trajik bir hatanın ardından vicdanıyla hesaplaşan bir babanın hikâyesini konu alıyor. Uzun plan sekansları ve çarpıcı mahkeme sahnesiyle dikkat çeken film, izleyiciyi karakterin iç dünyasına yaklaştırıyor.

Amerikalı yönetmen Joel Alfonso Vargas’ın Bronx’tan ilhamla çektiği “Her Şeyin Bir Bedeli Var (Mad Bills to Pay)”, yoksulluk ve sorumluluk temaları üzerinden genç bir babanın olgunlaşma hikâyesini anlatıyor.

İlk yönetmenlik denemesiyle Cannes’da övgü toplayan Harris Dickinson, “Serseri (Urchin)” filmiyle bağımlılık ve fırsat eşitsizliği üzerine sarsıcı bir hikâye sunuyor. Başrol Frank Dillane, Cannes’da En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülmüştü.

Paul Andrew Williams’ın “Yusufçuk (Dragonfly)” filmi ise, yalnızlık ve suçluluk duyguları arasında sıkışmış iki kadının beklenmedik dostluğunu anlatıyor. Andrea Riseborough ve Brenda Blethyn’in etkileyici performanslarıyla öne çıkan film, Tribeca Film Festivali’nden En İyi Performans ödülüyle dönmüştü.


Zamanın İzleri: Tarih, Direniş ve İnsan Hikâyeleri

Festivalin Zamanın İzleri bölümünde dört belgesel ve bir biyografik film yer alıyor.

“Afganistan’ın Son Büyükelçisi (The Last Ambassador)”, Taliban yönetimi sonrası ülkesi için direnen büyükelçi Manizha Bakhtari’nin mücadelesini anlatıyor. Natalie Halla’nın yönettiği belgesel, Afgan kadınların sessiz ama güçlü direnişini gözler önüne seriyor.

Per Fly’ın yönettiği “Hammarskjöld: Barış İçin Mücadele (Hammarskjöld: Fight for Peace)”, gizemli ölümüyle hafızalara kazınan BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ün yaşamını politik bir gerilim olarak yeniden kurguluyor.

Usta yönetmen Raoul Peck’in Cannes’da gösterilen “Orwell: 2+2=5” belgeseli ise, George Orwell’in distopik vizyonunu günümüz dünyasının siyasi gerçeklikleriyle buluşturuyor. Damian Lewis’in anlatımıyla zenginleşen film, 1984’ün öngörülerini bugünün dünyasında yeniden sorguluyor.

Ukraynalı yönetmen Kateryna Gornostai’nin “Zaman Damgası (Timestamp)” adlı belgeseli, savaş ortamında eğitim vermeye devam eden öğretmenlerin ve çocukların hikâyelerini yürek burkan bir gerçeklikle anlatıyor.


Yeryüzü Hepimizin: Doğa ile İnsan Arasındaki Kırılgan Bağ

Festivalin tematik özel gösterimi Yeryüzü Hepimizin bölümünde, Tomas Elšík’in çevre ve insan ilişkisini işlediği “Dayanma Gücü (Resilience)” adlı belgesel yer alıyor. Film, doğayı korumak için mücadele eden Pavel ve Klara’nın hikâyesi üzerinden insanın doğayla kurduğu tahakküm ilişkisini felsefi bir dille sorguluyor.


Akademik programı, uluslararası yarışmaları ve VisionIst gibi yan etkinlikleriyle dikkat çeken festival, Prof. Dr. Adem Sözüer başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci direktörlüğünde ve Alin Taşçıyan danışmanlığında düzenleniyor.

  1. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, bu yıl da sinemayı yalnızca bir sanat dalı değil, adaletin, insanın ve dünyanın vicdanını yansıtan bir ayna olarak konumlandırıyor.