Venedikliler arasında yaygın bir söz vardır: “Bu şehir ters duran bir ormandır.”
Gerçekten de 1604 yıllık Venedik, kökleri gökyüzüne değil, suyun altına uzanan bir ormanın üzerine kuruludur.
Şehrin altına, uçları toprağa gömülü şekilde yerleştirilmiş milyonlarca ahşap kazık bulunuyor. Uzunlukları 1 ila 3,5 metre arasında değişen bu kazıklar —meşe, karaçam, kızılağaç, çam, ladin ve karaağaçtan yapılmış— yüzyıllardır taş sarayları ve çan kulelerini ayakta tutuyor.
Modern çağın çelik ve betonarme yapıları bile bu kadar uzun ömürlü olamıyor. ETH Zürih Üniversitesi’nden Jeomekanik Profesörü Alexander Puzrin, “Bugün beton veya çelik kazıklar 50 yıl dayanacak şekilde tasarlanıyor. Venedik’in sistemi ise 1500 yılı aşkın süredir işlevini sürdürüyor,” diyor.
Kazıkların Dansı: Ters Ormanın İnşası
Venedik’in temeli, ustalıkla çakılmış ahşap direklerden oluşuyor. Kazıklar önce yapının dış hattına, ardından merkeze doğru spiral biçiminde çakılıyor. Metrekareye ortalama dokuz kazık düşüyor. Başları kesilerek deniz seviyesinin altında düzgün bir yüzey elde ediliyor ve üzerine “zatteroni” adı verilen kalın ahşap kirişler yerleştiriliyor.
Bu ahşap platform, taş duvarların oturacağı zemini oluşturuyor. O dönem bu kazıkları çakan işçilere battipali denirdi; ritim tutmak için çalışırken şarkı söylerlerdi.
Venedik Cumhuriyeti, inşaatlarda kullanılacak odun ihtiyacını sürdürülebilir şekilde karşılamak için ormanlarını erken dönemde koruma altına aldı. “Venedik aslında ormancılığı icat etti” diyor İtalya Ulusal Araştırma Konseyi’nden Biyoekonomist Nicola Macchioni.
Bir Jeoteknik Mucize
Rialto Köprüsü’nün altında 14 bin, San Marco Bazilikası’nın altında ise 10 bin meşe kazık bulunuyor. Şehir, yüzeydeki kayaya değil, kazıklarla toprak arasındaki sürtünmeye dayanıyor.
Bu prensip, aslında Roma döneminden beri biliniyor. 1. yüzyılda yaşamış Romalı mühendis Vitruvius, su altı kazıklarıyla kurulan yapılardan bahsetmişti. Aynı teknik, Azteklerin Meksika’daki tapınaklarında da kullanılmıştı.
Puzrin, “Aztekler kendi çevrelerine uygun inşaat yapma konusunda İspanyollardan çok daha başarılıydı. Bugün Mexico City’deki çökmekte olan katedral, bu farkın açık bir örneği,” diyor.
Ahşap Neden Çürümüyor?
Ahşap, bin yıldan fazla süredir su altında olmasına rağmen hâlâ dayanıklı. Bunun nedeni, Venedik’in özel çevresel koşulları.
Kazıklar oksijensiz çamur tabakaları içinde kaldığı için mantar ve böcekler gibi çürüme etkenlerinden korunuyor. Her ne kadar bakteriler ahşaba zarar verse de, bu süreç çok yavaş ilerliyor. Ayrıca bakterilerin oluşturduğu boşluklar suyla dolduğu için kazıklar şekillerini koruyor.
Padova ve Venedik üniversitelerinin yaptığı bir araştırma, Frari Kilisesi’nin çan kulesinin yılda 1 mm battığını ortaya koydu. Bu, 600 yılda sadece 60 cm’lik bir çökme anlamına geliyor — mühendislik açısından olağanüstü bir başarı.
Macchioni, “Ahşap, su ve toprağın birlikte oluşturduğu bu sistem, birbirini destekleyerek dayanıklılığı artırıyor,” diyor. “Su, ahşabı koruyor; toprak oksijensiz bir ortam yaratıyor; ahşap ise yapıya sürtünme gücü sağlıyor.”
Ahşabın Dönüşü: Modern Gökdelenler
-
yüzyılda temel malzemesi olarak çimento öne çıkmıştı. Ancak son yıllarda ahşap yeniden değer kazanıyor. Günümüzde karbon tutucu, çevre dostu ve deprem dayanımı yüksek ahşap gökdelenler inşa ediliyor.
Prof. Thomas Leslie, “Ahşap artık sadece geçmişin değil, geleceğin de malzemesi. Venedik bunun yaşayan kanıtı,” diyor.
1600 yıldır suyun üzerinde duran Venedik, yalnızca tarihî bir şehir değil; doğa, mühendislik ve estetiğin uyum içinde neler başarabileceğinin yaşayan bir kanıtı.
Bugün bile, suyun altındaki “ters orman”, her biri bir mucize olan taş binaları sırtında taşımaya devam ediyor.