Ertuğrul Özkök: Bay Armani’nin Bolonez Makarna Sürprizi

Beyoğlu Postası

Geçtiğimiz haziran ayında Paris’te yalnız başıma bir akşam yemeğine oturdum. L’Oreal’in “Longevity” (Uzun yaşam) oturumundan yeni çıkmıştım; yaşama keyif katacak bir menü arıyordum. Adresim Saint Germain Bulvarı’ndaki Armani Cafe oldu.

Burası Paris’in kültürel kavşaklarından biriydi: Brasserie Lipp, Les Deux Magots, Café de Flore… Yanı başında Sartre ve Simone de Beauvoir’ın adını taşıyan tabela, ilerde Camus’nün “Yabancı” romanını tamamladığı otel… Yani tam anlamıyla varoluşçuluğun kalbi. İşte Armani Cafe tam burada, Paris’in orta yerinde duruyordu.

Masama oturup menüyü elime aldığımda tercihim belliydi: “Vongole” yani kum midyeli makarna. Ama listede yoktu. Bunun yerine bolonez makarna karşıma çıktı. Açıkçası en az aklıma gelen, en sıradan bulduğum makarnaydı. Tam kalkıp başka bir şey isteyecekken, parantez içindeki o notu gördüm: “Bay Armani’nin tercihi.”

Bir an durakladım. Dünyanın en estetik çizgilerini yaratan, kırmızı halıların stil dahisi Armani’nin favorisi basit bir bolonez mi olabilirdi? İtalyan bir dostuma sorduğumda, “Sen İtalyan değilsin, o yüzden böyle klişe sanıyorsun. Bolonez aslında çok sofistike bir sostur,” dedi. Ama yine de ikna olmadım. Yine de “Madem Armani’nin tercihi…” diyerek sipariş verdim.

Biraz sonra önümüze gelen tabakta, makarnanın iki yanında iri kıymalı sos topları, domatesin içinde yüzüyordu. Tattığımda düşündüğüm tek şey şuydu: “Bu kadar da basit olamaz.” Yıllarca bolonezi sıradan bulmuş, o gece ise iyice emin olmuştum. Ama ironik olan, birkaç gün sonra Giorgio Armani’nin ölüm haberini aldığımda aklıma ilk gelen şey, Paris’te tek başıma yediğim o bolonez oldu.

Aslında Armani’ye kırgınlığım çok daha eskilere dayanır. 1980’de vizyona giren American Gigolo filminde Richard Gere’in üzerinde Armani tasarımı vatkasız ceketleri gördüğümde hayatım altüst olmuştu. Çelimsiz omuzlarımı dik gösteren vatkalar bir anda tarihe karışmış, ben de kendimi sessiz sinemanın gariban karakterlerine benzetir olmuştum. O yüzden Armani’ye kızgındım. Şimdi ise bir de bolonez hayal kırıklığı eklenmişti.

Ama ne olursa olsun, Armani benim için asla bitmedi. Çünkü o, modaya sadece çizgi değil, bir felsefe kattı. Gücü vatkaların sertliğinde değil, bedenin doğallığında gören “soft power” anlayışını modaya taşıdı. Gri ve beji yeniden hayata döndürerek CEO’ların, ünlülerin ve kırmızı halının dilini değiştirdi.

Hollywood yıldızlarından Lady Gaga’ya, David Bowie’den George Clooney’e kadar sayısız ismi giydirdi. Dünyanın en meydan okuyan moda editörlerine kafa tutacak kadar özgüvenliydi. Ve evet, dünya onu belki gri ve bej tonlarından çok, kırmızı halıların tasarımcısı olarak hatırlayacak.

Benim hiç Armani ceketim olmadı. Ama eşim Tansu’nun var. Onu giydiğinde hem ona hem Armani’ye hayran kalıyorum. 78 yaşıma geldim, hâlâ vatkasız ceket giymekte zorlanıyorum. Ama ne olursa olsun, Giorgio Armani benim için yalnızca bir tasarımcı değil; hayatımın satır aralarına dokunmuş bir stil filozofu olarak kalacak.

Ertuğrul ÖZKÖK